28 Ekim 2011 Cuma

KuMaRBaZ

Biz tanrının var olduğunu yada var olmadığını bilmediğimiz için bir kumarbazın at yarışına başlamadan veya poker oynarken kağıtlar henüz dağıtılmamış olduğu zamanki durumuyla tam tamına aynı konumda bulunmaktayız. Öyleyse inanıp inanmamaya karar vermek için yapmamız gereken şey bir kumarbazın yapmasını yapmak ve ihtimalleri ve bu ihtimallerin getiri ve götürülerini hesaplamaktır. Her kumarbaz gibi bizde en az kaybetme ihtimalini en büyük kazanç ile birleştirebilmeliyiz. Öyleyse bir kumarbazın düşünce yapısını tanrının var olması dilemmasına uyarlarsak önümüzde 2 olasılık ve 4 durum çıkacaktır: tanrının var olması olasılığı ve bizim ona inanma ve inanmama durumumuz ile tanrının var olmama olasılığı ve bizim ona inanıyor veya inanmıyor olma durumumuz.
Tanrı varsa ve biz ona inanıyorsak kazancımız sınırsız hazlar içinde geçecek sonsuz bir yaşam, kaybımız ise bu dünyada dilediğince hiçbir sıkıntıya yaşama durumudur. tanrı varsa ve biz ona inanmıyorsak ise getirisi rahat ve endişesiz bir hayat ama bize bu rahat hayatın mal olduğu şey ise sınırsız acılar içinde geçecek sonsuz bir hayat olacaktır.
Tanrı yoksa ve biz ona inanıyorsak neredeyse hiçbir kazancımız olmayacak kaybımız ise bu süre boyunca yaşayabileceğimiz sonsuz hazlardan vazgeçmek olacaktır. tanrı yoksa ve ona inanmıyorsak ise dünyevi hazları yaşamış bir fani olarak yok olup gideceğiz bu durumunda dünyevi hazlardan başka bir getirisi de olmadığı  aşikardır.
Bir kumarbaz olarak bana ilk durumun getirisi ve götürüsü çok fazlaymış gibi gelmektedir ve bende en fazla gelir hayaliyle doğal olarak ilk olasılığa odaklanmaktayım ve tanrının var olması ve benim ona inanma durumum sonucu elde edeceğim sınırsız kazanç benim bütün paramı bu olasılığa yatırmam gerektiğini açıkça ortaya çıkarıyor.
Normalde kazanan kumarbazlar taktiklerini diğerlerine açıklamazlar ama onların kazandıkları sınırsız değildir benimse kazancım sınırsız olduğu için bu kumarda izlenecek yolu size açıklamakta hiçbir beis görmemekteyim...

10 Eylül 2011 Cumartesi

Sobalı Evde Büyüyen Çocuk

Sobanın borusunda bulunan çamaşır kurutma tellerine asılı olan okul önlüğünün kurumasını beklemiş çocuktur...
Kış sabahları bazen üşümekten yataktan çıkmayı istemeyen; soba kokusunu üstünde kaynayan çaydanlığın sesini seven; üstündeki kestanenin mandalinanın elma kabuklarının kokusunu tanıyan seven; bahçede karda oynadıktan sonra üstüne ellerini tutup ısıtmayı seven; sobalı odadan öteki odaların soğukluğu nedeniyle çıkmak istemeyen; kömür kokusu odun kokusu çalı çırpı çıtırtısı ateş gürlemesi nedir bilen çocuktur...
Yıllar sonra büyüdükten sonra kaloriferli veya kombili bir evde bilehalen "oturma odası"nın kapısını kapayan rahatsız bir insandır...
İlerleyen yıllarda kestaneye bayılan ama çocukluğundan hatırladığı tadı bulamayan bir büyük insan olacak olan çocuktur...
Sobanın üzerine kolonya dökerek alev denemesi yapmış çocuktur...
Elbiselerinin bir köşesi kurutulurken yanmış olan çocuktur...
Büyüdüğünde yazın bile yorgan kullanmadan uyuyamama alışkanlığına ve her mevsim açık kapıları kapama hastalığına sahip olacak çocuk...
Gizli gizli sobanın arkasına pastel boya değdirip boyanın eriyerek soyut sanat eserlerine dönüşmesini izleyen koku farkedilip kendisine müdahale edilene kadar bunu değişik renklerle yapmaya devam eden çocuktur...
Nohutun leblebiye dönüşünü soba üstünde görmüş cocuktur...
Yün coraplarini sobaya dayayarak ayaklarini isitmistir bu cocuk....
Geceleyin atesin kırmızı ve sarı renklerinin dansını evin tavanında seyreden çocuktur...
Elinin kolunun bir kenarında muhtemelen nasıl olduğunu hatırlayamadığı yanık izleri olan çocuktur...
Sobanın kenarına pısıp dakikalarca ısınan sonra kosarak aynaya bakan ve kıpkırmızı yanakları görünce kendini begenen bundan zevk alan cocuktur...
Annesi evde yokken soba sönmesin diye sobaya tahta kömür taşımayı görev bilmiş çocuktur...
Gece lambasinin isigi yerine sobanin alevlerine bakarak uyuyan cocuktur...
Soba tütünce tırsmış çocuktur...
Sobanın üstüne mantar koyup tuzlayıp sonra afiyetle yiyen çocuktur...
Sobanin onunde mavi legen icinde banyo yapmis cocuktur...
Muhakkak bir kere evi havaya ucurma macerasini yasamis cocuktur...
Sobanın sıcaklığını ne kaloriferle ne de doğalgazla ısınan evde bulabilmiş çocuktur...
Önlük yakalığını kumaş mendilini bilumum ufak tefek malzemeyi soba borusuna yapıştırmak suretiyle ütülemiş olan çocuktur...
Sıcacık odada radyo dinlemeyi...
Sevdikleriyle zaman geçirmeyi...
Annesinin ördüğü kazağı o sıcaklıkta yinede giymeyi...
Özelliklede hasta olmayı çok iyi bilen çocuktur...

9 Ağustos 2011 Salı

L & M





Leyla ile Mecnun, kendi çölünde kaybolanların hikâyesidir. Umudunu yitirmeden bekleyenlerin, hüznün olduğu yerde kahkahayı eksik etmeyenlerin, hala sevdiği kızın gözlerine bakıp “seni seviyorum” demekte zorlananların hikâyesidir.

Leyla ile Mecnun, hayatı boyunca hep yedek kalmışların hikâyesidir. Beethoven’ın 9. Senfoniyi bestelediğinde sağır olduğunu bilenlerin ama arabeskten de vazgeçemeyenlerin, başka hikâyelere dâhil olamadığı için kendi hikâyelerini yazanların, bazen küfürlü konuşup, aşkla susanların, kafası hayli karışık olanların hikâyesidir.

Leyla ile Mecnun, güçlü olmak istemeyenlerin hikâyesidir. Daha çok deneyen, daha çok yenilen, hep deneyen ve hep yenilenlerin hikâyesidir.

Neeymiş? İşte Leyla ile Mecnun bizim hikâyemizmiş. Vir vir vir, vir vir vir konuşmaya gerek yokmuş.

13 Mayıs 2011 Cuma

Hayatın X Raporu



A Side


ne yalanlar söyledin, kimleri aldattın, hangi derste kopya cektin, kimleri sevdin, kimleri sevdin de söyleyemedin, kaç kişiyi tanıdın, kaç arkadaşın oldu, kaçı dostun kaldı, kaç sevgilin evlendi, sen kaç kez nişanlandın, kimlere sessiz telefon açtın, kimlere sokakta yüzünü çevirdin, kimlerle küs kaldın, kimin arkasından ağladın, kim seni hayal kırıklığına uğrattı, en güzel gol hangisi, tüm zamanların en iyi albümü sence hangisi, hangi maçı unutamadın, hangi filmi kaç kez seyrettin, salaş meyhanelerde rakı içtin mi, ekmek keserken parmaklarını da doğradın mı, halk otobüslerine bindin mi, vapurda kaç sigara yaktın, ilk kimi öptün, ilk kiminle seviştin, hangi kitabı kaç kez okudun, sigarayı kaç kez bıraktın, uçağa ilk bindiğinde korktun mu, üniversite sınavında tercihlerin doğru muydu, kan tutar mı seni, doktor yerine avukat mı olmalıydın, neden o şarkıda ağladın, dizileri seyredip seyretmedim dedin mi, merdiven çıkarken nefesin tıkanıyor mu, dizlerimde derman kalmadı diyor musun, yorgun musun bazı akşamüstleri, elini tutmak sana komik geliyor mu, yağmur yağdı mı bir fena oluyor musun, hafızana güvenmediğin zamanlar oluyor mu, ortalık yerde hiç osurdun mu, ilk aldığın cep telefonunu özlüyor musun, seni arayanlar yoksa azaldı mı, haftada kaç akşam dışarı çıkıyorsun, kaç duble rakı içtiğinde güzel oluyorsun, sushi sence de çiğ balık mı, sezen aksu'nun sesi sence de değişti mi, yaşıtın futbolcular yoksa jübile mi yapıyor, eski fotoğraf albümlerinden attığın fotoğraflara yanıyor musun, o pantalon üzerine olmadığı için akşamı meyveyle bitiriyor musun, onlarda hep onu arıyor musun, hiç ameliyathane kapısında bekledin mi, hiç sevdiklerin öldü mü, hiç mezarlık ziyaretinden geldiğinde kendine bir duble rakı koydun mu? kitapçılara girdiğinde kitap yığınlarına bakıp panik oluyor musun, derginin kapağında adını bilmediğin kadına hiç aşık oldun mu, kolunu, bacağını hiç kırdın mı, kaşını yardın mı, utanıp da anlatmadığın birşeyler var mı, babanla en son ne zaman mangal yaktın, annenle ne zaman en son sinemaya gittin, çocuğunla en son ne zaman tek pota maç yaptın, en son ne zaman çiçek aldın, doğum günlerinde bankalardan gelen tebrik mesajlarına gülümsüyor musun, ne kadar borcun var, kaç aylık taksite cesaretin var bu hayatta, haftanın hangi günü olduğunu çıkaramadığın zamanlar oluyor mu, sence de yıllar akıp gidiyor mu, gözaltındaki morluklar için hangi krem diye danıştığın oldu mu, kimbilir nerededir dediğin insanlar var mı, siyasi fikirlerin değişti mi, o partiye oyunu verip; buna verdim dedin mi, hiç körkütük sarhoş oldun mu, sabah uyandığında ben neredeyim dedin mi, her gün yarım aspirin içiyor musun, işitmende, görmende bir şikayetin var mı, yolun ortası demek için 35'i mi bekliyorsun, yoksa35'i geçtin mi, çayı azalttın mı, kempes'i hatırlıyor musun, kaleciye geri pasın serbest olduğu günleri peki, dawkins'in yüzü geliyor mu gözünün önüne, toprak arsada hiç futbol oynadın mı, almanya'daki akrabaların ne getirsin diye bekledin yaz vakti, romantik olmak yoksa bayıyor mu seni, kimi şiirler zamanla anlamını yitiriyor mu, hala hürriyet mi okuyorsun; yoksa radikal mi alıyorsun, mahalleden çocukluk arkadaşlarınla onca yıl sonra hiç rakı içtin mi, babanı özlüyor musun... duyuyor musun, işitiyor musun X raporunu al hayatının; Z'yi sana bırakmaz hain zaman...





B Side

ne gerçekler sakladın, kimleri kurtardın, hangi dersi arka sırada karşıladın, hangisinde öne sıçradın, hangi koordinatta kaldı o teneffüs de açılamadığın kız, adını bilmediğin akrabaların var mı, duvar boyamayı bilir misin, almanya’ya ilk gittiğin günü hatırlıyor musun, uçağa ilk bindiğin anı, kaç kez ayakkabını bağladın, kaç kez çözdün, sokaktan üstün kirli dönmekten ne zaman vazgeçtin, ilk içkini ne zaman içtin, seni eve ilk kim taşıdı, hiç hırsızlık yaptın mı, nasıl yakalandın, bir daha yakalanmamak için ne düşündün, ahmet kaya’nın sesini ilk nerede duydun, koca yazlıkta hiç tek başına kaldın mı, verdiğin geri pas gol oldu mu, kar yağdığında seviniyor musun, kaç cep telefonu değiştirdin, kaç sevgilin oldu, saçım dökülecek diye korktun mu, hiç ameliyat oldun mu, kaç teybin kristalini sildin, kaç futbol topun arabanın alınmayacak noktasına kaçtı, nefret ettiğin insanlarla aynı evi paylaştın mı, skoç braytsız bulaşık yıkadın mı, gemi yolculuklarını özledin mi, toplam ne kadar borcun var, klişenin adresini iyi biliyor musun, hala sulukule’ye gitmedin mi, kaç kavgada dayak yedin, kaçında galip geldin, kaç yılbaşın mutlu geçti, arayıp da konuştuğun dakikaların miktarı aranıp da konuştuklarından fazla mı, top oynarken dalıp gidiyor musun, silecek suyunun seviyesi önemli mi senin için, nereden incelirse oradan mı kopar, ölümü unuttun mu, kaybettiğin tüm eşyaların meçhul bir mezarlıkta toplandığını düşünüyor musun, poşet suyu hatırlıyor musun, hala madonna kıpırdatıyor mu içini, özal dönemi bakanları nerede diye sorar mısın, beatles’ın kaç şarkısını ezbere biliyorsun, liseden arkadaşların aradığında panik oluyor musun, yaşayan platonik aşkın var mı, hiç elektrik çarptı mı, 12 eylül sabahını anımsar mısın, coşkun sabah-hülya avşar aşkını unuttun mu, beğenmediğin şeyleri söylemeye ürker misin, finlandiya’nın başkenti neresi, msn solcuların icq sağcıların diye kuruyor musun kafanda, iki mutluluk arasında geçişi sağlamayı öğrendin mi, hangi dilde düşünüyorsun, cam kırdın mı hiç, elin kesildi mi, bilmediğin ingilizce kelimeler üzüyor mu, hiç hapise düştün mü, ilk kiminle evlenmek istedin, seni sınıfta bırakan hocalara kızgınlığın geçti mi, trenin durmadığı istasynlara ayıp oldu diye düşündün mü, kaç plağın iğnesini kırdın, kaçını onardın, kaybettiğin paraların toplamını hesaplamaya çalıştın mı, o hesap esnasında kur farkını kovalarken delirdiğin oldu mu, rıdvan’ı izleyemediğin için hayıflanır mısın, kaloriferin havasını almayı biliyor musun, kaçak elektrik kullandın mı, mercedes yıldızı kırdın mı, görmemiş gibi taktırdığın hellalar şimdi hangi arabada, kaç kez rüşvet verdin, anneni kaç kez kızdırdın, ilk çocuğun ölmese şimdi kaç yaşında olacaktı. jelibon’a bakışın nedir, lastik değiştirmeyi biliyor musun, hiç bir esprini sevdiklerine sakladın mı, en sevdiğin meslek nedir, seviştiğin insanı televizyonda gördün mü, eski kasetlerini ne yapacağını bilmediğin oluyor mu, teknolojiyi seviyor musun, en parasız kaldığın gün, paraya boğulduğun an, çamaşır suyuyla karne değiştirdin mi, sağlığın endişelendirir mi seni, ilk paramla check-up yalanına kanar mısın, aldığın en iyi teklif aşkta mıydı işte mi, ofsaytın kuralını ne zaman öğrendin, delip misina taktığın jetonu hala saklıyor musun, sürdüğün en iyi araba ne, aldığın ilk cd kime aitti, deniz tuttu mu seni, kaç kez servisi kaçırdın, en son ne zaman kustun, burnun sık sık kanar mı, hatırlamaktan ziyade unuttuğun için trip atar mısın kendine, bilinçaltını ne sıklıkta tatil edersin, kiralık ev ilanlarında en pahalı evin nerede olduğuna dalarken asıl vazifeni unutur musun, kaç kere kovuldun, kaç kere istifa ettin, teknik direktörlerin gençliğini bilir misin, kayahan-nilüfer kavgası ilgini çekiyor mu, minibüsteki kadın sayısını erkek sayısıyla karşılaştırıp açıkta kalanlar için üzüldüğün olur mu, hiç silahın oldu mu, en pahalı ne aldın, şanslı mısın, şanssız mısın, kaç dua hatırlıyorsun, hiç küpe taktın mı, en çok kimle konuştun, röveşata yaptın mı, en son ne zaman şapka taktın, hiç adam sattın mı, saçına sakız yapıştı mı, kısa aralıklarla sık tebessümler mi, bir kerede büyük bir kahkaha mı, bir katile sarıldın mı, kaç kitabın sobada yandı, bir aşk uğruna şehir şehir gezdin mi, otelden aldı mı hiç zaptiyeler, dönerin kanser yaptığına inandın mı, masadan kalkarken havaya imzanı atar gibi mi yaptın, yoksa hesabı ödemeden mi kaçtın.. bazı şeyleri anladın mı, inandın mı hersheye.. X raporu mütemadi hayatın, Z raporunu bizden sonra alırlar ...

Korsan...

hiç gecenin 3 ünde mesaj yazıp sildin mi,göbeğini saklamak için içine çektin mi,en son ne zaman dua ettin,sevdin mi sevildin mi,kaldırım taşlarının çizgilerine basmamayı saplantı haline getirdin mi hiç,tek ayak üzerinde kaç defa zıpladın,karıncaları seyrettin mi,gizlice otoparka gidip arabası orda mı diye kaç kez baktın,yanan ışığı takip ettin mi,en son ne zaman seviştin,hipnoza gittin mi,ilk mektubu hatırlıyor musun,sabah 6 da sahili,güneşin doğuşunu en son ne zaman seyrettin,araba çaldın mı ,sonra o arabanın motorunu yaktın mı,anneni ne zaman öptün,kukalı saklambaç oynadın mı,vapurda kustun mu,hayalkırıklıklarını biriktirdin mi,attın mı,yaktın mı,imişken değilmiş gibi kaç kez yaptın,bir şarkıyı üstüste kaç kez dinledin,anladın mı,anlaşıldın mı,kapı çalıp kaçtın mı. en önemlisini sordun mu?

29 Ekim 2010 Cuma

Kimdir Uleyn Bu İnsanoğlu Dediğimiz Zırtapoz...

ağımızın en büyük sorunu iletişememek bence,aslında insanoğlu varolduğundan beri ileteşemedi. İnsanlık tarihi iletişibilme arayışından ibaret. İlk insanlar vücut diliyle iletişirlermiş, haliyle pek başarılı olamamışlar.Sonra diller ortaya cıkmış ama tek bir dil değil cünkü gene yetersiz kalmış sözcükler iletişmeye. Kesmemiş olacak, yazı bulunup tarihi cağlar başlamış, sanar mısınız ki sırf bize belge bırakmak icin yazıyı buldu eski uygarlıklar. Edebiyat daha sonra sanat ve bir iletişme biçimi olarak ortaya cıkmış rönasans dönemi başlamış. Ama olmadı beceremedik hala da beceremiyoruz, tarihi cağlar hep iletişmedeki gelişmelerle acılıp kapanmış. ortaçağ doğuyla batının ileteşememesiyle başladı, doğuyla batının tekrar iletişmeye gecmesi ve bir iletişme bicimi olan savaş teknolojisinin gelişmesiyle kapandı. Savaş da bir iletişme biçimi en vahşisi belki ama en çok kullanını da o nedense. Savaştık iletişemedik, seviştik gene ileteşimedik yani.Her neyse, yakıncağdan bu yana ismi anılmayan iki cağ geçti aslında, bir kısım otoriteler öyle diyorlar en azından. Modern cağ radyonun bulunuşuyla, küresel cağ internetin bulunmasıyla başladı kabul ediliyor. Bilişim teknolojisi geliştikçe iletişimeme sorunu azalacağın daha daı arttı ironik olarak. İletişemeyen bir tür konuşsa kaç yazar, insan en üstün varlıktır, hade canım sen de.

İşin diğer bir boyutu bir insanın derdini anlatabilme kapasitesi karşısındaki anlayabildiği kadardır. Örneğin basit bir kelime "selam". Birine selam diyorsun sadece esenlik dilemek için. Tanımadığın biriyse kafasında bir dolu acaba oluşuyor, duygusal bir ilişki olasılığı varsa yakınlaşma girişimi olarak alınabiliyor, tanıdığın biriyse ise "artık muhatap almıyor beni konuşmak istemiyor" diye düşünebilir. Ya da diğer bir örnek yazıyla iletişim, derste hocamız anlatmıştı "çok katmanlı okuma" diye bir metodu. Bu yazızı 100 kişiyi okusa 100ü de farklı şeyler düşünür,anlar,algılarlar. Ve muhtemelen bunların hiçbiri benim anlatmak istediğim, aktarmak istediğim şeylerin yakınından bile geçmiyordur. Birinin cümlelerini kelimelerini yazılarını anlayabilmek için deyim yerindeyse "beynine girmek" gereklidir çünkü. Ama günlük hayattaki konuşmalarda hemen hemen hiçbirimiz bunu yapmıyoruz. Sorunların pek çoğu da bundan kaynaklanıyor zaten.

İnsanoğlu düşünebilen br hayvandır, düşünüyoruz evet ama düşünceyi paylaşamamyı geç düşünerek bulduklarımızla yaptıklarımız malum, tank,denizaltı, nükleer bomba, radyo ve internet ble savaş aracı olarak, hepsi savaşmak için bulundular. Daha sonra normal kullanıma acılsalar bile. O yüzden ben düşünmeyeyim ama huzur icinde yaşayım mümkünse, anketler en mutlu halklardan biri Amerikalılardır der hep, aslında bunun refah düzeyiyle pek alakası yok şahsi kanaatimce. Amerikalılar cidden Irak'ta teröristler savaştıklarını sanıyorlar, dünyanın ABD, Kanada ve Meksika'dan ibaret olmadığını anladıklarında yeterince şaşırmışlardır zaten. "Cehalet mutluluktur" sözü doğruymuş vesselam.

İnsan politik bir hayvandır. işte sırf bu yüzden bile insanlıktan istifa edilir. Politikayla ne çözülmüş bugüne kadar hep daha da kötüye gidilmiş. Daha da bölünmüş türler daha da derinleşmiş aynı cinsin türleri arasındaki ucurum , hatta diğer türleri katletmeye kadar vardırdı politika. Politikanın son ürettiği ideoloji ki çözüm niyetine üretilmiş demek oluyor ideoloji olunca, Nasyonel sosyalizm. Politika bana hiç uğramasın mümkünse. Aynı kafese bir kutup ayısı ve bir dağ ayısı koysanız, herhangi biri diğerini katletmeye çalışır mı? Hayır ama hayvanlardan üstünüz hatta yüzyıllar sonra anatomik gerçek olan hayvan-bitki son ayrımı üce bölündü, insan-hayvan-bitki. Bu kadar da megoloman bir türüz ayrıca. Nasa uzayda canlı yaratık bulsa ilk yapcağı şey iq testi uygulayıp insanlardan daha az zeki olduklarını kanıtlamak olur, dünya kesmez bizi , evrenin en zeki canlıları olmalıyız. Hollywood filmlerinde bi tane adam gibi uzaylı gördünüz mü belki E.T ama o kadar. Daha varlığı ispatlanmadan düşman gösterdiler, aslında uzaylı arayışı da iletişme hissinden geliyor, kendi türüyle iletişemeyen yüce varlık insanoğlu, uzaylılarla iletişibilmeyi umuyor işte umut dünyası, tıpkı Japonların insan gibi davranan konuşabilen robot yapması gibi bir şey bu da. Caresizliğin son iki perdesi. Bir müzik var insanların gerçek anlamda iltetişmeyi becerebildiği evrensel olan onu da politikayla kirletiyorlar artık. Hakaret etmek icin hayvan isimleri kullanıldığında hiç kızmam, genişliğime verir coğu insan ama alakası yok insan denildiğinde kızabilirim ama bak. O hakir gördüğümüz hayvanlardan feyz alsak belki iletişebilirdik, koklaşa koklaşa da olsa iletişebiliyorlar en azından. İlkokulda sorgulamaktan, ortaokulda düşünmekten, lisede iletişmeye çalışmaktan, üniversite de politik varlık olmaktan vazgectim, insanlıktan ne ara istifa ettim hatırlamıyorum ama pişman değilim iyi ki istifa etmişim. Kendi türüne hatta kendi cinsinin dişisine bile böylesi bir tavır sergileyen bir türün bireyi olmaktan utanıyorum ekseriyetle. Geçenler de duydum insanlık ölmüş buyrun gıyabi cenaze namazına

Düşünüyorum öyleyse varım

İnsanlar en azından insan türüne ait bir birey olarak ben düşünmeden duramam hiç. Düşünceler makul bir mantık örgüsünde olunca hiç bir sorun yok ama her zaman böyle olmuyor maalesef. Düşüncelerimizin kontrolünü sürekli elimizde tutamıyoruz. Şahsen kendi adımı geliştirdiğim yöntemler tv izlemek, bilgisayar başında durmak,kitap okumak gibi aktivitelerle zihni belirli bir şeye odaklayarak kontrol etmek. Bu yöntemlere arkadaşlarla sohbet de eklenebilir ama ipin ucu kaçabilir sohbette. Bir yerden sonra düşünceler serbest dalışa geçiyor zihin boş bırakılırsa oradan oraya savrulmaya başlıyor. İşte buna aklının iplerini salmak deniyor halk arasında. Genelde uykuya dalmadan önce zihni boşaltma esnasında gerçekleşen bu olaydan çeşitli sebeblerle pek bahsedilmez. Zira düşünceler absürt derecesinde esrarengiz ya da saçma olduğundan "insanlar ne der" sigortası devreye girer, "adama deli derler" düşüncesi de mevzuyu açmamayı garanti altına alır. Ama gelin görün ki insanlar-en azından bu türe ait bir birey olan ben- bunlardan bahsetmek birileriyle paylaşmak ister. Genelde geyik muhabbetleri bunun için vardır zira biri "bu ne lan " derse "geyik yapıyoruz olum şurda" mazareti elinizin altındadır. Zihnin yine serbest takıldığı zamanlarda normalde fark etmediğiniz başkalarının da pek dikkatini çekmeyen şeyler de dikkatinizi çeker. Şahsım adına örnek vermek gerekirse uzun mesafe otobüslerin muavinlerinin otobüs expres olmasına rağmen tüm şehirleri oldukça bildiğini fark ettim en son. Tamam sürekli o hatta gidip geliyor olabilir ama orda kaç defa yolcu bırakmıştır ki daha önce bıraktıysa tabii. bunun gibi şeyleri ben yazma ihtiyacı duyarım iş bu yazının sebebi de budur. bundan kelli altına ekler rahata eririm

1 Haziran 2010 Salı

NO TERROR AT ALL CHAPTER 2

Herkesin kabul/iman etmesi gereken bir dogru varsa dünyadaki her insana ayni mesafede durmasi gerekir, diger türlü cografi kosullara göre olusmus olani insanlara dikte edilemeyecegini, evrensellik kazanamayacagini düsünürüm. Aklimin belki size göre yanlis da olsa calismasi sonucu olan durum budur. Aklim, Aklin böyle bir sonuc dogurmayacagina kanaat getirmistir. Hicbir insani su dinden oldugu icin kendime yakin görüp digerleriyle arasina ayrimcilik sokmam. Insan insandir. IHH gibi sadece belirli bir dine mensup insanlarin yardima muhtac olacagi gibi bir ayrimciligi da gütmem, onun oldugu yerde tek basina "yardimin" da olamayacagini da bilirim ben.. Ama sonuc ne olursa olsun savunmasiz bir gemiye bir ülkenin topyekün saldirmasindan ziyade o cesaretin oldugu yerde benim kanim donuyor, aklim basimdan gidiyor.. Sadece bu saldiri dahi Filistinlilerin caresizlikten canini acitmak icin son kozlari olarak intihar bombalarini kullanacak seviyeye nasil geldigini belki birileri anlamistir artik..

Insanlara üzülüyorsunuz, elinde caki ile bir devletin donanmasina karsi koyuslarini akliniza getirip isyan ediyorsunuz, deliriyorsunuz da bazen.. Ve fakat..

..akabinde ülkemin icerisinde gelisen yahudi düsmanligini görünce, o Hitler'i kutsayan zihniyetin bir insana aciyabilmesini düsünemiyorum ben. Olsa olsa kendisi ile ölen insanlarin dini kimliginden dolayi özdeslestirip kibirinden dolayi savas cigirtkanligi yapmasi olarak algiliyorum. Istedigi daha fazla acili insan olmasin degil, hakarete ugrayan benligi karsi saldiriyla dinginlessin, rahata, huzura ersin, onlara böyle baskaldiran cezasini ceksindir ve bu da Israil kadar midemi bulandiriyor. En azindan birisine tüm dünya öfke kusar iken bu gibi zihniyetler de bu öfkeden kendi irkciligini, savaskanbengilini, kibirini ve insansizligini gizliyor.. Abilerinden ögrenmis olsa gerek, yardim/insanlik maskesi altinda her türlü ayrimcilik, öküzlük makbul.. Hitlere kutsarken onun yolundan gidenlerin Solingende yaktiklari Türkleri de unutmasinlar. Bugün kutsadiklari zihniyet basa gelse milyon tane müslümana neler yapacagini ögrenmek icin lanetledikleri yahudilerin tarihine bir göz atmalari yeter.

Israil gücü ile eziyor, gücü ile insanlarin canini acitiyor, tasa karsi roketlerle karsilik veriyor. Bir digerinin caniligi, caresizliginden ileri gelir. Edilgenlik icerisinde yapilmis her türlü katliam mesru degildir ama cikis noktasi da ana gücün, zorbanin temsilcisi konumunda olan Israil devletidir. Ben ister kürtlerin sözde haklarinin korunmasi adina isterse de Filistinliler gibi caresizlikten olsun bombayla, pusuyla, tüfekle, hinlikle tüm bunlarin sorumlusu olmayan sivil halka zarar verme eylemini hicbir sekilde tasvip etmiyorum ama mesele neyi tasvip edip etmedigimizden ziyade bunun nasil sonlandirilmasi gerektigidir. Bu yüzden meselenin özü "güclülerin" tavrindadir her zaman..

Fitili atesleyip atesleyip, aksiyonlarin sahibi olarak reaksiyonlari kendinize neden yapip istedigini aldiginiz sürece hep siz kazanacaksiniz, bizim acilarimiz bile sizin zaferinize giden yolda türkü olacak, biliyorum ama bazen sadece üzülüyorum artik, lanet ediyorum. Tüm bu olagelen durumun icerisinde Devlet Terörünü iyi algilayip kendi ülkenize de ayna olmasini diler iken birileri sizden habersiz bir sekilde bir yerlere bomba atip katliam yaptigi zaman nasil ki onu siz yapmis olmuyorsaniz Israil devletinin yaptigini da israilliler ya da tüm dünyadaki Yahudiler onaylamiyordur.

Tepkisiz kalmayin ama bu tepkiye yahudilerin de ortak olabilecegi sekilde söylem gelistirin. Susmayin ama digerlerine de kara calmayin, yasamini karartmayin. Hedef bellidir, genisletmeyin halkayi. Ve ne olur insanlara bakar iken irkini,dinini önplana getirip deger vermeyin. Kim bilir, hayat bu.. Belki bir gün yasaminizin geri kalanini Türk ve Müslüman olmayan bir kesim ile gecirmek zorunda kalabilirsiniz.. O zaman azinlik olarak disarida kendi ülkenizin engelleyemediginiz ve kabul etmediginiz her türlü eyleminden sorumlu tutulmanin acisini ve ötekilerin vicdanina kalan yasaminizin icerisinde insanin kimliginde yazanlardan ziyade vicdaninin ne kadar önemli oldugunu anlamak durumunda kalabilirsiniz.. Insansiniz, yasamadan da empati kurup dogruyu-yanlisi görebilirsiniz.. Hala inaniyorum ben bir seylere..