Herkesin kabul/iman etmesi gereken bir dogru varsa dünyadaki her insana ayni mesafede durmasi gerekir, diger türlü cografi kosullara göre olusmus olani insanlara dikte edilemeyecegini, evrensellik kazanamayacagini düsünürüm. Aklimin belki size göre yanlis da olsa calismasi sonucu olan durum budur. Aklim, Aklin böyle bir sonuc dogurmayacagina kanaat getirmistir. Hicbir insani su dinden oldugu icin kendime yakin görüp digerleriyle arasina ayrimcilik sokmam. Insan insandir. IHH gibi sadece belirli bir dine mensup insanlarin yardima muhtac olacagi gibi bir ayrimciligi da gütmem, onun oldugu yerde tek basina "yardimin" da olamayacagini da bilirim ben.. Ama sonuc ne olursa olsun savunmasiz bir gemiye bir ülkenin topyekün saldirmasindan ziyade o cesaretin oldugu yerde benim kanim donuyor, aklim basimdan gidiyor.. Sadece bu saldiri dahi Filistinlilerin caresizlikten canini acitmak icin son kozlari olarak intihar bombalarini kullanacak seviyeye nasil geldigini belki birileri anlamistir artik..
Insanlara üzülüyorsunuz, elinde caki ile bir devletin donanmasina karsi koyuslarini akliniza getirip isyan ediyorsunuz, deliriyorsunuz da bazen.. Ve fakat..
..akabinde ülkemin icerisinde gelisen yahudi düsmanligini görünce, o Hitler'i kutsayan zihniyetin bir insana aciyabilmesini düsünemiyorum ben. Olsa olsa kendisi ile ölen insanlarin dini kimliginden dolayi özdeslestirip kibirinden dolayi savas cigirtkanligi yapmasi olarak algiliyorum. Istedigi daha fazla acili insan olmasin degil, hakarete ugrayan benligi karsi saldiriyla dinginlessin, rahata, huzura ersin, onlara böyle baskaldiran cezasini ceksindir ve bu da Israil kadar midemi bulandiriyor. En azindan birisine tüm dünya öfke kusar iken bu gibi zihniyetler de bu öfkeden kendi irkciligini, savaskanbengilini, kibirini ve insansizligini gizliyor.. Abilerinden ögrenmis olsa gerek, yardim/insanlik maskesi altinda her türlü ayrimcilik, öküzlük makbul.. Hitlere kutsarken onun yolundan gidenlerin Solingende yaktiklari Türkleri de unutmasinlar. Bugün kutsadiklari zihniyet basa gelse milyon tane müslümana neler yapacagini ögrenmek icin lanetledikleri yahudilerin tarihine bir göz atmalari yeter.
Israil gücü ile eziyor, gücü ile insanlarin canini acitiyor, tasa karsi roketlerle karsilik veriyor. Bir digerinin caniligi, caresizliginden ileri gelir. Edilgenlik icerisinde yapilmis her türlü katliam mesru degildir ama cikis noktasi da ana gücün, zorbanin temsilcisi konumunda olan Israil devletidir. Ben ister kürtlerin sözde haklarinin korunmasi adina isterse de Filistinliler gibi caresizlikten olsun bombayla, pusuyla, tüfekle, hinlikle tüm bunlarin sorumlusu olmayan sivil halka zarar verme eylemini hicbir sekilde tasvip etmiyorum ama mesele neyi tasvip edip etmedigimizden ziyade bunun nasil sonlandirilmasi gerektigidir. Bu yüzden meselenin özü "güclülerin" tavrindadir her zaman..
Fitili atesleyip atesleyip, aksiyonlarin sahibi olarak reaksiyonlari kendinize neden yapip istedigini aldiginiz sürece hep siz kazanacaksiniz, bizim acilarimiz bile sizin zaferinize giden yolda türkü olacak, biliyorum ama bazen sadece üzülüyorum artik, lanet ediyorum. Tüm bu olagelen durumun icerisinde Devlet Terörünü iyi algilayip kendi ülkenize de ayna olmasini diler iken birileri sizden habersiz bir sekilde bir yerlere bomba atip katliam yaptigi zaman nasil ki onu siz yapmis olmuyorsaniz Israil devletinin yaptigini da israilliler ya da tüm dünyadaki Yahudiler onaylamiyordur.
Tepkisiz kalmayin ama bu tepkiye yahudilerin de ortak olabilecegi sekilde söylem gelistirin. Susmayin ama digerlerine de kara calmayin, yasamini karartmayin. Hedef bellidir, genisletmeyin halkayi. Ve ne olur insanlara bakar iken irkini,dinini önplana getirip deger vermeyin. Kim bilir, hayat bu.. Belki bir gün yasaminizin geri kalanini Türk ve Müslüman olmayan bir kesim ile gecirmek zorunda kalabilirsiniz.. O zaman azinlik olarak disarida kendi ülkenizin engelleyemediginiz ve kabul etmediginiz her türlü eyleminden sorumlu tutulmanin acisini ve ötekilerin vicdanina kalan yasaminizin icerisinde insanin kimliginde yazanlardan ziyade vicdaninin ne kadar önemli oldugunu anlamak durumunda kalabilirsiniz.. Insansiniz, yasamadan da empati kurup dogruyu-yanlisi görebilirsiniz.. Hala inaniyorum ben bir seylere..
1 Haziran 2010 Salı
I want no terror at all!!!
Ben yıllarca, öz oğlunu gözlerinin önünde boğduran Kanuni’ye, kendisi her akşam kafayı çekerken içki içenleri öldürten Dördüncü Murat’a değil de neden Abdülhamit’e böylesine şiddetle kızdığımızı, onu “kızıl sultan” ettiğimizi anlayamadım.
Manyaklarla, delilerle, vahşilerle dolu Osmanlı tarihine hayran olup da sadece Abdülhamit’e düşman olmanın sırrını çok yıllar sonra çözdüm.
Abdülhamit, İttihatçıların siyasi rakibiydi ve İttihatçıların hazırlattığı tarih kitapları bütün padişahları bir kenara bırakıp doğrudan Abdülhamit’e saldırıyordu.
Yaptığı hiçbir olumlu işten söz edilmiyordu.
O zaman anladım ki burada her şey siyasettir.
Son dönemlerde de, PKK’nın ve BDP’nin, Kürtlerden nefret eden, Kürtlerin lehine olabilecek her çözümü engelleyen CHP ile MHP’den değil de, sonuca ulaştıramasa da “Kürt açılımı” yapmaya uğraşan, Kandil’den gelenleri “içeri” alan AKP’den nefret etmesini, sürekli ona çatmasını kavrayamıyordum.
Sonra birden anladım, Güneydoğu’da PKK ile BDP’nin dışındaki tek “siyasi” güç AKP’ydi ve onlar için Kürt meselesinin çözülüp çözülmemesinden daha önemli olan oralarda AKP’nin güçlenmemesiydi.
O yüzden, AKP’nin Kürt sorununu çözmek için atmaya kalktığı adımlar önce Kürt siyasetçiler tarafından engelleniyordu.
Devletle Kürtler arasındaki sorunu çözmek için dağlara çıkan PKK, devletle sorununu bir kenara bırakmış, AKP’ye karşı siyaset yapmaya başlamıştı.
Koskoca Kürt meselesi, birdenbire içine “silahın” girdiği siyasi bir çekişmeye dönüşmüştü.
Onun için de sorun kilitlenmişti.
AKP, PKK ile BDP’nin işine “yaramayacak” bir “çözüm” bulmaya uğraşıyor, PKK ile BDP de AKP’nin işine yarayabileceğini düşündükleri her çözüme engel oluyordu.
İki taraf da bir imkânsızın peşinde koşuyordu.
Ne Kürt halkının önemli bir kısmı PKK ile BDP’den vazgeçerdi...
Ne de Kürt sorunu “iktidardaki” siyasi partiyi dışarıda bırakarak çözülebilirdi.
Bu “siyasi çekişme” içinde Kürt meselesi ortadan kaybolmuş, ciddiyetle çözüm arama yolu tıkanmış, saçma sapan işler olmaya başlamıştı.
PKK, çeşitli bahaneler uydurarak Giresun’da, Tokat’ta adam öldürüyor, şiddeti tırmandırmaya çabalıyordu.
Dağlarda PKK’lılar orduyla savaşıyorlardı ama “siyasi söylemlerine” bakıldığında “rakipleri” hep AKP’ydi.
Halbuki iki taraf da “Kürt sorununun çözümüne” muhtaçtı, AKP, kendi iktidarını sağlamlaştırmak için ülkeyi huzura kavuşturmak, savaş giderlerini durdurup bunları ekonomiye kaydırmak, CHP’yle MHP’nin işine yarayan milliyetçilik rüzgârını dindirmek zorundaydı.
PKK ile BDP ise, “Kürt sorununu” çözmek için ortaya çıktıkları için halklarına bir “çözüm” borçluydular ve savaş uzadıkça Kürtler arasında bu iki örgütün “yaptıkları” gittikçe daha ciddi biçimde sorgulanıp kuşkuyla karşılanmaya başlıyordu.
Çözüme muhtaç bu iki taraf şimdi çözümden uzaklar.
PKK, “şiddeti arttırırım, ülkeyi cehenneme çeviririm, AKP’yi deviririm” diye oluşturuyordu stratejisini, AKP’nin yerine gelecek “bir gücün” sonunda PKK ile uzlaşacağını ve bunun “siyasi rantına” sahip olmayacağını, siyasi rantın tümüyle kendilerine kalacağını planlıyordu.
Şiddetin patlaması sonucunda AKP’nin yerine gelecek “gücün”, o şiddetin elli milyon Türkte yaratacağı öfkeyle bir “karşı şiddet” dalgası yaratabileceği ve bu şiddetten kendine bir “iktidar” oluşturabileceği ihtimalini hiç umursamıyorlar.
Şimdi, şiddetin patlayacağı bir dönemin başındayız, Kürt meselesinin çözümünün “Kürtlerin eşit ve huzurlu” vatandaşlar haline getirilmesi demek olduğunu unutan taraflar, koskoca sorunu “daracık bir siyasetin” içine hapsedip, o dar yerde bir kan gölü oluşturacaklar.
Bundan çözüm çıkmayacak, bela ve ölüm çıkacak, Türk de Kürt de bu beladan nasibini alacak, hep birlikte ölüp, hep birlikte acı çekecekler.
Bu kanlı akılsızlıktan nasıl kurtulacağız?
Kendi bünyesindeki “milliyetçi” damarın baskısını hisseden AKP, bir de CHP ile MHP’nin milliyetçi markajı varken bu sorunun çözümüne kolayından abanamaz, BDP’nin herhangi bir çözüm için kudreti yok, PKK ise zaten çözüm arar gibi gözükmüyor.
Ancak herkes şu veyahut bu şekilde siyaseti ve çıkar peşinde koşmayı bırakıp elini taşın altına sokmalıdır...
Türk ve Kürt evlerine sıra sıra cenazeler gelmeye başlamadan önce yapılmalı bu.
Bir karar vermeden ya da öfkelenmeden önce, öleceklerden birinin sizin yakınınız olabileceğini de hiç aklınızdan çıkarmayın.
ahmet altan'dan alıntıdır. yazı ne kadar mantıklı isede önerdiği çözüm yolu bir o kadar mantıksız olduğu için çıkarılmıştır...
Manyaklarla, delilerle, vahşilerle dolu Osmanlı tarihine hayran olup da sadece Abdülhamit’e düşman olmanın sırrını çok yıllar sonra çözdüm.
Abdülhamit, İttihatçıların siyasi rakibiydi ve İttihatçıların hazırlattığı tarih kitapları bütün padişahları bir kenara bırakıp doğrudan Abdülhamit’e saldırıyordu.
Yaptığı hiçbir olumlu işten söz edilmiyordu.
O zaman anladım ki burada her şey siyasettir.
Son dönemlerde de, PKK’nın ve BDP’nin, Kürtlerden nefret eden, Kürtlerin lehine olabilecek her çözümü engelleyen CHP ile MHP’den değil de, sonuca ulaştıramasa da “Kürt açılımı” yapmaya uğraşan, Kandil’den gelenleri “içeri” alan AKP’den nefret etmesini, sürekli ona çatmasını kavrayamıyordum.
Sonra birden anladım, Güneydoğu’da PKK ile BDP’nin dışındaki tek “siyasi” güç AKP’ydi ve onlar için Kürt meselesinin çözülüp çözülmemesinden daha önemli olan oralarda AKP’nin güçlenmemesiydi.
O yüzden, AKP’nin Kürt sorununu çözmek için atmaya kalktığı adımlar önce Kürt siyasetçiler tarafından engelleniyordu.
Devletle Kürtler arasındaki sorunu çözmek için dağlara çıkan PKK, devletle sorununu bir kenara bırakmış, AKP’ye karşı siyaset yapmaya başlamıştı.
Koskoca Kürt meselesi, birdenbire içine “silahın” girdiği siyasi bir çekişmeye dönüşmüştü.
Onun için de sorun kilitlenmişti.
AKP, PKK ile BDP’nin işine “yaramayacak” bir “çözüm” bulmaya uğraşıyor, PKK ile BDP de AKP’nin işine yarayabileceğini düşündükleri her çözüme engel oluyordu.
İki taraf da bir imkânsızın peşinde koşuyordu.
Ne Kürt halkının önemli bir kısmı PKK ile BDP’den vazgeçerdi...
Ne de Kürt sorunu “iktidardaki” siyasi partiyi dışarıda bırakarak çözülebilirdi.
Bu “siyasi çekişme” içinde Kürt meselesi ortadan kaybolmuş, ciddiyetle çözüm arama yolu tıkanmış, saçma sapan işler olmaya başlamıştı.
PKK, çeşitli bahaneler uydurarak Giresun’da, Tokat’ta adam öldürüyor, şiddeti tırmandırmaya çabalıyordu.
Dağlarda PKK’lılar orduyla savaşıyorlardı ama “siyasi söylemlerine” bakıldığında “rakipleri” hep AKP’ydi.
Halbuki iki taraf da “Kürt sorununun çözümüne” muhtaçtı, AKP, kendi iktidarını sağlamlaştırmak için ülkeyi huzura kavuşturmak, savaş giderlerini durdurup bunları ekonomiye kaydırmak, CHP’yle MHP’nin işine yarayan milliyetçilik rüzgârını dindirmek zorundaydı.
PKK ile BDP ise, “Kürt sorununu” çözmek için ortaya çıktıkları için halklarına bir “çözüm” borçluydular ve savaş uzadıkça Kürtler arasında bu iki örgütün “yaptıkları” gittikçe daha ciddi biçimde sorgulanıp kuşkuyla karşılanmaya başlıyordu.
Çözüme muhtaç bu iki taraf şimdi çözümden uzaklar.
PKK, “şiddeti arttırırım, ülkeyi cehenneme çeviririm, AKP’yi deviririm” diye oluşturuyordu stratejisini, AKP’nin yerine gelecek “bir gücün” sonunda PKK ile uzlaşacağını ve bunun “siyasi rantına” sahip olmayacağını, siyasi rantın tümüyle kendilerine kalacağını planlıyordu.
Şiddetin patlaması sonucunda AKP’nin yerine gelecek “gücün”, o şiddetin elli milyon Türkte yaratacağı öfkeyle bir “karşı şiddet” dalgası yaratabileceği ve bu şiddetten kendine bir “iktidar” oluşturabileceği ihtimalini hiç umursamıyorlar.
Şimdi, şiddetin patlayacağı bir dönemin başındayız, Kürt meselesinin çözümünün “Kürtlerin eşit ve huzurlu” vatandaşlar haline getirilmesi demek olduğunu unutan taraflar, koskoca sorunu “daracık bir siyasetin” içine hapsedip, o dar yerde bir kan gölü oluşturacaklar.
Bundan çözüm çıkmayacak, bela ve ölüm çıkacak, Türk de Kürt de bu beladan nasibini alacak, hep birlikte ölüp, hep birlikte acı çekecekler.
Bu kanlı akılsızlıktan nasıl kurtulacağız?
Kendi bünyesindeki “milliyetçi” damarın baskısını hisseden AKP, bir de CHP ile MHP’nin milliyetçi markajı varken bu sorunun çözümüne kolayından abanamaz, BDP’nin herhangi bir çözüm için kudreti yok, PKK ise zaten çözüm arar gibi gözükmüyor.
Ancak herkes şu veyahut bu şekilde siyaseti ve çıkar peşinde koşmayı bırakıp elini taşın altına sokmalıdır...
Türk ve Kürt evlerine sıra sıra cenazeler gelmeye başlamadan önce yapılmalı bu.
Bir karar vermeden ya da öfkelenmeden önce, öleceklerden birinin sizin yakınınız olabileceğini de hiç aklınızdan çıkarmayın.
ahmet altan'dan alıntıdır. yazı ne kadar mantıklı isede önerdiği çözüm yolu bir o kadar mantıksız olduğu için çıkarılmıştır...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)