Hadi burnumuzdan leblebi çıkarmaca oynayalım.
Yüzümüzün ortasındaki çıkıntının yanması geçince kaldırıma oturalım. Gelene geçene aldırmadan en uzağa tükürmece oynayalım. Pantolonlarımızı indirip tren yolunda rüzgâra karşı en uzağa işemece de oynayabilir.
Sonra bakkaldan üstü siyah çizgili naylon toplardan alalım. Yumruk büyüklüğünde yamuk yumuk iki taşın arasına birer adam dikip çift kale maç yapalım. Uyuz olduğumuz oğlanlara çelme takalım. ‘Mahsus yaptın’ ‘Yok yapmadım’ kavgası bitince topa bir vuralım, ikinci katın penceresini kıralım.
Bayram affıyla oyun yarıda kesilince uzuneşeğe geçelim. Bizimle birlikte oynamaya heveslenen ufaklıklara ‘Hadi lan ordan’ diyelim. Aramızdan birinin beli çökünce iyi ve ilgili arkadaş rolüne soyunup onu evine götürelim. Yakantopla devam edelim güne. Gıcık olduğumuz birine fena çakıp bu işin de suyunu çıkaralım.
Bakkal amcadan rica minnet çatapat alalım. Tabancalarımıza mantar takalım.
‘Saklambaç oynayan kaleye mum diksin’ diye bağıralım. Çalılıkların arasında, büyük gövdeli ağaçların arkasında, merdiven altlarında beğendiğimiz kızlarla ilk öpüşme denemelerini yapalım.
Parka gidelim. Salıncakta sallanalım. Salıncaktan erken atlayıp dizlerimizi kanatalım. Kirli yüzümüzde şerit çizsin yalancı gözyaşları.
Sonra sokaklarda turlayalım. Saçları sıkı sıkı toplanıp atkuyruğu yapılmış, fırfırlı cicilerini giymiş amcasına el öpmeye giden çirkin ergen kızları kızkaçıranlarla kovalayalım. Sivilceli misafir oğlanlarla maytap geçelim. Babaları üstümüze yürüyecekmiş gibi bir pozisyon alınca tüyelim.
Başka mahallelerde zillere basıp kaçalım. Kendi mahallemizde apartman katlarında kapıları vurup ‘Bayramınız mübarek olsun’ deyip el açalım. Önce ceplerimizi, sonra dişlerimizin kovuklarını ucuz şekerlerle dolduralım.
Karnımız acıkınca eve gidelim. Elimizi yüzümüzü yıkayıp misafirlerin öpülmekten tükürük içinde kalmış ellerini öpelim. Boş koltuklardan birine oturalım. Gözlerimizi, elindeki mendille terini silip duran komşu teyzenin, ipek bluzunun altındaki sutyeninden taşmış memelerine dikelim. Kaş göz işaretlerine aldırmadığımız annemiz, kendisine yardım etme bahanesiyle bizi mutfağa çağırsın. ‘Bir daha sakın’ diye kulağımıza asılsın. Kısık sesle ‘Bağırırım’ diye tehdit edelim onu. Sonra yine içeri geçelim. Onlar tatlılarını elimizle ağzımızı kapatmadan hapşıralım, sümkürelim. Evin büyüklerinin misafirlerin arkasından konuştuklarını açık edelim. Buz kessin ortalık. ‘Çocuk işte’ diyerek zoraki gülüşlerle terk etsinler evi.
Bir araba sopa yiyip odamıza kilitlenelim. Televizyonu açalım. Ayıp kanalları tuşlayalım. Kapıda bir karaltı belirince alelacele haberlere bakalım. Akşam yemeği vakti cezamız bitince salonda aile filmleri, kanırtılmış bayram dizileri izleyelim. Maaile ne kadar eğlendiğimizi ispatlamak için birbirimize bakıp bakıp gülmeye zorlayalım kendimizi.
Yatalım kalkalım sabah olsun.
Yılda bir iki kez biraraya gelinen sevimsiz akrabalara gidecek talihsiz çocuğunu belirlemek için evin, yazı tura atalım. Ağlaya ağlaya bayramlıklarını giyip gitsin minik. Biz evde kalalım.
Kopuk arkadaşlarımızı eve dolduralım. Ayıp filmlerin birini çıkarıp ötekini takalım. Evin sahiplerinin gelmesine yakın vakitlerde onları evlerine yollayalım. Babamızın ağabeyimizin ceketlerinin ceplerini karıştıralım. Belki cebimize veya gözümüze hitap eden ‘masum’ şeyler buluruz.
Sonra ev yine dolsun. Yeni misafirler gelsin. Koşup duran çocukları oynama bahanesiyle arka odaya götürüp tartaklayalım. Ağlamaya başlayınca kucağımıza alıp ‘Şaka’ diyelim ‘şaka.’
Boyumuz, nüfus cüzdanımız kazık kadar olsun mesele değil.
Biz oynayalım.
Bayram ya... Çocuklar hiç büyümez ya... Ondan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder