8 Ağustos 2008 Cuma

YÜZ KİTABI ....

Yaşamlarınızın bir döneminde yollarınızın mecburen kesiştiği, ister istemez hayatlarınıza dâhil ettiğiniz ve hayatlarına dâhil olduğunuz, neticede her biriniz bir yana dağılırken koptuğunuz, doğrusu yokluklarını hiç de hissetmediğiniz kişileri neden yıllar sonra böyle hararetle arıyorsunuz?

Birbirinizin frekansından çıktıktan sonra bambaşka hayatlara geçiş yaptığınızı, bir ölçüde mutasyona uğradığınızı bildiğiniz halde niçin onları bugün yaşadığınız hayata katmaya, ilişkinize veya iletişiminize kaldığınız yerden devam etmeye çalışıyorsunuz?

Geçmişi mi özlüyorsunuz yoksa geçmişinizi mi?

Eşya gibi herhangi bir cansız nesneyi değil de, birtakım insanları arayıp bulma çabası içine girdiğinize göre, geçmişi değil geçmişinizi özlüyor olmalısınız.

Niye özlüyorsunuz geçmişinizi peki?

Renkli anılar biriktirdiğiniz için mi?

Bugün kendinizi dünden daha az iyi hissettiğiniz için mi?

Dün kendinizi bugünden daha iyi hissettiğinden mi?

Kaçıp gittiği duygusu uyandıran zamanı yakalayıp avuçlarınız arasında hapsetmek için mi?

Sizi heyecanlandıran, kalın bir örümcek ağı ardına gizlenmiş hissi yaratan o artık ‘dokunulamaz alan’da kalan kısa zaman parçalarını, o zaman parçaları içine karışmış kişiler aracılığı ile bugüne taşıma ihtimali olabilir mi?

‘Özlediğiniz dün’ü geri getiremediğiniz için ‘dün’ünüzün insanlarını bugününüze yamamaya çalışıyor olabilir misiniz? Aslında aradığınız birkaç kişi iken, kapılarınızı geride bıraktığınız kimselerin tamamına bu yüzden açıyor olabilir misiniz?

Dünü, geride bıraktığınız iyi zaman parçalarını yeniden yakalama telâşı olmalı bu.

Ama bu telâşın da bir nedeni olmalı.

Geçmişinizin bir kısmını çağırmak üzere yola çıkmanıza rağmen, herkesin sizi bulabileceği bir yerde kendinizi sergilemenizin, o sanal sayfalara en afili fotoğraflarınızı yerleştirmenizin başka bir nedeni olmalı.

Eskisinden daha iyi göründüğünüzü mü kanıtlamak derdindesiniz?

Şimdiki görüntünüzü kendinize mesele etmediğinizi mi göstermek niyetiniz?

Yoksa biraz da yaşamakta olduğunuz hayatlarda, yanında soluk aldıklarınızın sizi görmediğini düşünmeniz mi bu kadar ortalığa çıkma ihtiyacı duymanıza neden olan?

Dürüst olun...

Sadece ‘ilkokul arkadaşınızı bulma çabası’ mı bu gerçekten?

Basit, sıradan, masum, hattâ sevimli sayılabilecek bir arayış mı?

Bu arayışın altında eski güzel günleri yâd etmekten başka bir neden yatmıyor mu hiç?

Bu neden, bugününüzün mutsuzluğu olabilir mi?

Önüne geçemediğiniz, engelleyemediğiniz, bastıramadığınız, hayatınızı ağır ağır kapsayan mutsuzluğunuz... Ve o mutsuzluğu sağaltmak için girdiğiniz bir arayış...

Bu mutsuzluğun yarattığı tahammülsüzlüklerin sizi ittiği arayışlardan biri olabilir mi bu?

Başka bir kokuyu, başka bir sesi, başka bir teni, başka birini aramak gibi bir şey mi?

Galiba öyle...

Öyle olmasa sadece ‘ilkokul arkadaşlarınızı’ arardınız.

Kötü göründüğünüzü düşünmediğiniz ‘tek’ bir fotoğrafın altına kendinizi hatırlatacak bilgiler ekleyip sizi bulmalarını beklerdiniz.

Bununla yetinir, sanal sayfaları kendinizle süslemezdiniz.

‘İlkokul arkadaşlarınızı’ aradığınızı söyleyerek kendinizi de çevrenizdekileri de kandırmazdınız.

Kendinizi teşhir etmeye ihtiyaç duyduğunuzu, bulduğunuz ilk fırsatı derhal değerlendirdiğinizi gizlemezdiniz.

Kendinizi etinizle birlikte teşhir etmekten keyif aldığınızı itiraf ederdiniz.

Ardından bunun kötü bir şey olmadığını idrak ederdiniz.

O zaman sıkıcı bugününüzden uzaklaşmaktan çok ona renk katmak için ‘ilkokul arkadaşlarınızı’ bahane ettiğinizi de kabul ederdiniz.

Rahatlardınız.

Hiç yorum yok: