13 Temmuz 2008 Pazar

GİTMEK ZAMANI

Kendinden kaçamassın derler bilirsin nereye gitsen bu şehir arkandan gelecek demiştir büyük şairlerimizden birisi, eee sen onuda bilirsin; ama sen yine de gideceksindir çünkü gitmessen kendinde kalamassın artık, bir daha da kendin olamassın, bunu da bir tek sen bilirsin ve belki seni senin gibler anlayabilir bir nebzede olsun....
Yaşadıklarından çok yaşadıklarını nasıl algıladığın önemli olan... sorsalar anlatamazsın... kelimeler duygularını tarifte yetersiz kaldığından değil, şimdi o duygular anlamlarına sığmadığı için...sıkıldım dersin, bunaldığını söylersin, yenilmekten bahsedersin, farklı şeyleri tatma arzusunu dillendirirsin, kıstırılmış hissinin altını çizersin, tazelenmek ihtiyacını öne sürersin... evet herbirir doğrudur lakin hiçbiri dolduramaz tanımladığı mananın içini, sendeki karşılığınıveremez hiçbiri...
Bir yere gitmeyi istemezsin aslında yalnızca gitmektir aklında olan çünkü gitmek arınmaktır kimi zaman, kalbini kıran, zihnini yoran, durmadan tekrarlayan ne varsa hepsini çıkarıp atmak, soyunmak çabasıdır...
Kulağına bir yabancı dilin ritmi doldurmalı, sokaklar başka kokmalıdır... aşina olmadığın yüzler görmelisindir etrafında, değişmelidir alıştığın sesler ve renkler, darmadağın hissettiğin lezzetler...katıldığın sohbetler bilmediğn dünyaların kapısını aralamalıdır artık...
ancak öyle varırsın dillerin,seslerin,renklerin,lezzetlerin, kokuların,yaşadığının farkına... alışkanlıklar algılanmaz olur zira zamanla...
İki türlüdür gitmeler; ya yeni başlangıçlara yada bir şeyleri tümden bitirip, nokta koymaya...hangisi olursa olsun sebebin dokunsalar ağlayacak gibisindir... ağlarsında ama ne mümkün içindeki tortuyu o bir kaç damla ilet akıtmak... çaresiz gideceksindir mecbursundur adeta, duramazsın, durduramazsın, mantığınla bastıramassın o gitmek arzusunu sanki ölmaktir zira kalmak...nedir bu hale getiren seni? ruhunun derinliklerinde belki senden bile habersiz yaşayan bir ümidin solmasımı? yada bir umudun solmasından ziyade umut etmenin anlamsızlaşması mı? en nihayetinde gerçeklerin hayal kırıklığına uğratmasından çok hayal kurdurmayacak kadar çoraklaşması mı?
Y alnızca aşk durdurur insanın gitme isteğini, yalnızca aşk şifa olur... belki de eksikliğini hissettiğin yalnızca odur... başka bir deyişle aşkş gelirse eğer diğer tüm eksiklikler gözden kaybolur...
Dostların yanılıyordur sen kendinden kaçmıyorsundur, uzaklaşmayı dilediğin taze bir soluk aldırmayan atmosferdir çevreni saran... çalkandılı dursada uzaktan bakınca, aslınta monotonlukyur etrafında sürüp giden, derinlikleri algılamayan hayat tarzlarıdır, anlayışlı sandıklarının duyarsızlığıdır, yıllarla olgunlaşmayıp olgunlaşmayıp, olgun keyiflerin tadına eremeyenlerdir, egolarında boğulup incelikleri umursamayan, hassasiyetine dokunup seni nasıl incittiklerine aldırmayanlardır... işte bu durumda gitmek kendinden kaçmak değil kendine kaçmaktır... nicedir unuttuğun, seni sen yapan özleri bulmaktır yeniden... altüst edip gönlünü, atılması gerekenleri atmak, yer açmaktır yeni ihtiyaçlarına...üstünü örttüklerini hepten gömmek veya açıp özgür bırakmaktır... kaşfe çıkmaktır benliğinin labirentlarinde ve kapısını açmaktır senliğinin dışarıdan esen taze havyla havalanmak için... yola çıkmak için tekrar rüzgarı arkana almaktır... kırılmış parçalarını, o kimsenin görmediği ve ince ince sızlatıp kanatan battıkça, usulca ayıklamaktır teninden... gençsen olgunlaştıran; olgunsan gençleştiren bir maceradır sonuçta gitmek...
Ve o gitmeler boyunca neyse aradığın aşk yahut güven gelir sana yarenlik etmeye...

Hiç yorum yok: