23 Temmuz 2008 Çarşamba

insan sosyalleşmesi üzerine volume2....

entellektüel insan komiktir.Bu yüzden bir kalabalığa girdiğinde hiç susmuyorsun. Sürekli konuşuyorsun. Bütün dikkatleri üstünde toplamak için türlü numaralar çekiyorsun. Mevzu ciddi mi gayri ciddi mi zemin müsait mi değil mi bakmadan, itici mi olursun yoksa çekici mi hiç düşünmeden, tuhaf şeyler söylemeye başlıyorsun. Edilen bir lâfı alıp eğip bükerek, konuyu başka türlü yerlere çekerek geçici bir şaşkınlık hâli yaratıyorsun. Etrafındakilerin muhabbetlerine ara verip sana gülmelerini istiyorsun. Sanki ulvî bir görev yüklenmiş gibi omuzlarına, onları güldürmek için olağanüstü bir çaba sarf ediyorsun. Yanlışlıkla bir iki kahkaha duyarsan ettiğin iki lâftan sonra, artık aşk olsun seni durdurana. Frenlerin boşalıyor. Çenen iyice düşüyor.Bir süre sonra kelimeler kâfi gelmiyor sana. Vücudunu da devreye sokuyorsun. Oturduğun yerden kalkıyorsun. Ellerinle kollarınla garip hareketler yapmaya başlıyorsun. Başını ileriye geriye, sağa sola atıyorsun. Yüzün şekilden şekle giriyor. Bütün mimiklerin ‘teyakkuz’a geçiyor. Üstündeki ilgi dağılmasın diye, çapı sadece yarım metre olan, çizdiğin o görünmez daire içinde devinip duruyorsun. Boyalı yüzünün içine gömülmüş gözleriyle, belli etmeden kendisini izleyenlerin yüzlerindeki ifadeleri anlamlandırmaya, karşısındaki kalabalıkta arzuladığı ilgiyi uyandırıp uyandırmadığını anlamaya çalışan bir pandomimciye benziyorsun.Sana, anlattıklarına güldüklerini gördükçe keyiften dört köşe oluyorsun. Bir süre sonra ne yaptığını, neden yaptığını, kimlere ne anlattığını unutuyorsun. Sadece sesleri işitiyorsun. Seni onaylayan, ses telleriyle alkışlayan kahkahaları duymak yetiyor da artıyor. Eğer bir de hoşuna giden birkaç dişi soluk alıyorsa bulunduğun ortamda ve yüzlerinde hiç değilse bir tebessüm belirmişse iyice coşuyorsun. Yaptıklarınla onaylandığını zannediyorsun ama yanılıyorsun. Seni izlemekten ziyade sana bakıyorlar çünkü. Seni dinlemekten çok, alçaltıp yükselttiğin sesinin rengine kulak kesiliyorlar. Evet, hakikaten komiksin. Ama olmak istediğin ‘komik’ değilsin ne yazık ki. ‘Gülünç’sün sen. Güldükleri, anlattıkların değil bizzat sensin. Bu haline bakınca, sadece gülmek geliyor içlerinden. Onları ‘değişik’ bir şeyle karşı karşıya bırakıyorsun çünkü. Stand-up deseler stand-up değil yaptığın, tulûat deseler tulûat değil. Bir isim koyacak olsalar bu yaptığına ne derler acaba?En hafifinden maskaralık, en hakikisinden soytarılık... Kusura bakma ama soytarılık bu yaptığının ismi. Başka bir şey değil. Bu yüzden sana sonsuza kadar gülmüyorlar. Çünkü her şeyin bir sınırı var. Sen sınır nedir bilmiyorsun. Ancak kahkahalar dinince, havaya bir sessizlik çökünce kendine geliyorsun. Gözünün önündeki perde mecburen kalkıyor ve insanların yüzlerindeki sıkıntılı ifadeyi görüyorsun. Daha fazla bakmak istemediklerini sana, dinlemek istemediklerini seni fark ediyorsun. İnsan sana bakınca, herkesi güldürmek için evde yalnız kaldığında ‘çalıştığını’ düşünüyor. Aklına gelen sence ‘komik’ sözleri, cümleleri bir gün lâzım olur diye bir kenara yazdığın hatta onları ezberlemeye çalıştığın, için içine sığmayarak karıştığın kalabalıklarda kullanmak için fırsat kolladığın hissi uyandırıyorsun bakanda. Biriktirdiklerini öyle seviyor, onlara o kadar bayılıyorsun ki, çıkarıp onları herkese göstermek istiyorsun. Kendini ‘espri hazinesi’ olarak görüyorsun. Karun kadar zengin hissediyorsun ve ‘hazine’nle herkesin, özellikle de dişilerin zihnini kamaştıracağını sanıyorsun. Ama öyle olmuyor. Böyle olmadığını anlaman için, güldürdüklerinin gözlerinin içine bakman gerekiyor.

Hiç yorum yok: